Şiirsel modernizm: SPACE COPENHAGEN

Diseño Istanbul olarak bünyemizde yer almasından mutluluk duyduğumuz Danimarka devlerinden Gubi ve &Tradition gibi markaların özüne doğru bir yolculuğa çıktık. Danimarka’nın en önemli tasarım stüdyolarından Space Cophenagen’ın kurucuları ile yaratıcılık süreçlerinin tüm aşamalarına dair keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. 

Signe Bindslev Henriksen ve Peter Bundgaard Rützou tarafından 2005 yılında kurulan Space Copenhagen, Danimarka merkezli bir tasarım stüdyosu. Dünyanın dört bir yanındaki çok özel projelerde onların imzası var. Konut, otel ve restoranlar için iç mekân tasarımından sanat yönetimine, enstalasyonlardan mobilya, aydınlatma ve rafine nesnelerin üretimine, birçok disiplinde üretimler yapıyorlar. New York’taki ödüllü 11 Howard ve Londra’daki The Stratford otelleri, ünlü destinasyon restoranları Geranium ve Kopenhag’daki ilk Noma gibi üst düzey mekânların tasarımı Space Cophenagen’a ait. Dünyanın önde gelen üreticilerinden bazılarıyla ortaklıklar da kuruyorlar, Gubi, &Tradition, Stellar Works, Fredericia Furniture, &Tradition ve Mater gibi markalar için övgüler alan mobilya parçaları yaratıyorlar. Signe Bindslev Henriksen ve Peter Bundgaard Rützou ile ilham dolu bir söyleşi gerçekleştirdik.

Space Copenhagen yolculuğunuz nasıl başladı?

Birlikte yolculuğumuz Kopenhag’daki Danimarka Kraliyet Mimarlık Akademisi’nde okurken başladı. Çok iyi arkadaş olduk. Her ne kadar mimarlık ve tasarım alanlarında çalışmaya tutkulu olsak da okul ve endüstri konusunda birçok hayal kırıklığımız ve endişemiz vardı. İlk konuşmalarımızın çoğu bu belirli konu etrafında döndü. İkimiz de mimar olarak mezun olduk. Küçük ölçekli mimari proje, iç mekân ve mobilya tasarımlarına rafine detaylandırma ile odaklanan kendi şirketlerimizi kurduk. O zamanlar Danimarka’da sektörde böyle bir özel odak noktası olan çok fazla ofis yoktu ve kısa sürede birbirimizin en iyi rakipleri haline geldik. 2005 yılında şirketlerimizi Space Copenhagen olarak birleştirmeye karar verdik.

Yaklaşımınızı “şiirsel modernizm” olarak tanımlıyorsunuz. Bununla neyi kastettiğinizi okuyucularımıza açıklayabilir misiniz?

Bu ifade, son derece hızlı ve dinamik bir hale gelen dünyamızda, modern fikirlere olan inanca merakı da beraberinde getiriyor. Aynı zamanda, güzellik ve şiir gibi bazı geleneksel veya daha az somut değerlerde de ısrar etmeye çalışıyoruz. Şiirsel modernizm, bir yavaşlık önermeyi amaçlıyor, sezgi ile pragmatizm arasında bir ilişki paralelliğine işaret ediyor. Uzamsal ilişkiler, nesneler ve genel olarak yaşam aslında işlev, pragmatizm, sezgilerimiz ve hassasiyetlerimizle eş zamanlı akıllı ve organize olmak arasındaki sinerjiden faydalanıyor. Bu yaklaşımı, malzemeyle olan ilişkimiz gibi işimizin unsurlarında da uyguluyoruz. Geniş bir yelpazeye sahip olan yeni ve modern malzemeleri kullanmak yerine, kombinasyonlar ve nitelikler konusunda neredeyse eski moda bir bakış açısına sahip olma eğilimindeyiz.

İç mimari, ürün tasarımı ve markalara sanat yönetmenliği gibi birden fazla disipline odaklanıyorsunuz. Farklı ama birbiriyle ilişkili alanlarda çalışmaya nasıl başladınız?

Başlangıçta bu gerçekten somut bir karar değildi, gençtik, nispeten tecrübesizdik ve top yuvarlanmaya başladı. Bize teklif edilen projeler, şans eseri hayallerimiz ve özlemlerimizle tamamen uyumlu hissettiren bir yön belirledi. Küçük lokantalar, perakende konseptleri, özel projeler, enstalasyonlar ve sergiler gibi projelerdi bunlar. Sonuç olarak evet, mimar olarak geçmişimizle bağlantılı profesyonel bir beceri paketimiz var ancak genel olarak yaratıcı uygulamamızı çok daha organik buluyoruz. Bu işin kombinasyonunu seviyoruz. Süreçler çok farklı olsa da gerçekten birbirlerinden faydalanıyorlar. İnşaat ve binalar pek çok insani nitelikleri, mevcut koşulları hem içerir hem de bunlara bağlıdır çünkü bu süreç çok daha iletişimsel, organik ve dışa dönüktür. Mobilya tasarlama süreci ise çok daha sessiz, içe dönük ve tamamen bedenle ve kişinin kendisiyle ilgilidir ki bu bazen harika ve hoştur.

İskandinav tasarımının ve markalarının evrimi hakkında ne düşünüyorsunuz ve bunun bir parçası olmak size nasıl hissettiriyor?

İskandinav tasarımı, hem kişisel hem de profesyonel olarak mirasımızın ve yetiştirilme tarzımızın doğal bir parçası. İskandinav ve Danimarka tasarımını seviyoruz ve birçok yönden ona çok bağlı hissediyoruz. Bununla birlikte, örneğin Danimarkalı ustaların tasarım yaklaşımında gerçek yaratıcı aralığı daraltma ve basitleştirme yönünde belirli bir eğilim olduğunu da hissediyoruz. Kjærholm’un minimal yaklaşımı, Arne Jacobsen’in şakacılığından ya da Finn Juhl’un doğaya ya da Afrika sanatlarına olan ilgisinden çok farklıdır. Onları birbirine bağlayan, karşılıklı ilgi, zanaat anlayışı, diğer kültürlere karşı merak, seyahat, açık fikirli olma ve dışarı bakabilme özellikleridir.

Tasarım felsefelerinizden biri tasarımdaki dualite ve kontrast üzerine kurulu. Bunun tasarımlarınız üzerindeki etkisini bize anlatabilir misiniz?

Biz her zaman bilinçsizce hem mekânsal olarak hem de estetik ve ambiyans açısından denge içinde çalışıyoruz. Bir mimar olarak çalışırken her zaman projeyi tanımlayan belirli kriterler vardır; belki bir yer, bir konum, bir işlev, bir bütçe… Tüm bunlar birer başlangıç noktası yaratırlar. Kentsel bağlamda güçlü, modern, erkeksi bir mimari yapı içinde çalışıyorsak, sezgisel arzu insan ihtiyaçlarını daha iyi anlayan, daha sıcak, özel, samimi katkılarda bulunmak olacaktır. Kırsal kesimde klasik bir binadaysak, daha modern, minimal bir katman ekleyerek bu cazibeyi geliştirmek cazip gelebilir. Ve bu, aynı şekilde sürecin tüm detaylarına da aynı şekilde iner. Örneğin mat honlandığında güzel görünen taş, kenarı yontulduğunda gerçek doğasını ortaya çıkarır, rengini ve yansımasını değiştirir. Bu, sonsuz bir sihir ve büyüleyici olan bir oyun ve bir bilmecedir.

Tasarımı etkileyen teknolojiler hakkındaki düşünceleriniz nedir?

Felsefelerimizden biri olan “yavaş estetik” fikri kalite ve uzun ömürlülük etrafında toplanıyor. Çalışmalarımızda da bu ilkeyi korumaya çalışıyoruz; ister malzeme seçimlerinin tasarıma uygun yapılması olsun, ister bir iç mekân projesinin planlanmasında bilinçli tüketimin düşünülmesi olsun, düşünme mekanizmamız bu yönde çalışıyor. Aynı hedefleri paylaşan benzer insanlarla ve üreticilerle çalışmak için çaba harcıyoruz. Bilinçli ve etik tasarım markası Mater için iç içe geçen Eternity sandalyeleri piyasaya sürdük. Mater tarafından patentli, “dairesel malzeme” adı verilen çığır açan yeni bir teknolojiyle atıktan yapılan bu parça, endüstriyel vurguları organik heykelsi eğrilerle dengeleyerek konfor ve işlevsellik göz önünde bulundurularak tasarlandı. Bu heyecan verici yeni süreç ve teknolojide yer almaktan ve sonunda hem sürdürülebilir hem de biyolojik olarak parçalanabilen bir istifleme sandalyesi sunabildiğimiz için inanılmaz gururluyuz.

Gelecek projeleriniz ve koleksiyonlarınız hakkında bize biraz ipucu verir misiniz?

Mater markası için henüz piyasaya sürülen Eternity sandalyenin yanı sıra uzun süredir birlikte çalıştığımız &Tradition için yeni parçalar sunmaktan mutluluk duyuyoruz. Bu yıl Şanghay merkezli üretici Stellar Works için yeni mobilya lansmanı yapacağız. Ayrıca Kopenhag, Antwerp, Porto ve New York’ta yıl ilerledikçe sizinle paylaşmaktan gerçekten heyecan duyduğumuz bir dizi yeni uluslararası iç mekân projesi üzerinde çalışıyoruz. 

SCROLL UP