Geleceğin Tasarımları

Malzeme ve renklerle konuşan çağdaş formların yaratıcısı İspanyol asıllı mimar ve tasarımcı Patricia Urquiola günümüzün en önemli kreatiflerinden biri.

İspanya’da doğan Patricia Urquiola, 2001 yılında kendi stüdyosunu kurmasının ardından global tasarım ve mimari sahnesinin övgü ve beğenilerini toplamaya başladı. Patricia Urquiola’nın oluşturduğu benzersiz tasarım stilinin yenilikçi pozisyonu ve özgünlüğü o kadar ilham verici ki günümüz tasarımı söz konusu olduğunda ilk akla gelen isimlerden biri oluyor. Patricia Urquiola ile Marie Claire Maison’a özel bir söyleşi gerçekleştirdik ve tasarım dünyasının geleceği ile yeni işleri hakkında konuştuk.

1- Akıl hocanız Achille Castiglioni idi. Efsanevi Maddlena de Padova ve Vico Magistretti ile yakından çalışma fırsatınız oldu. Tüm bu önemli isimlerle çalışmak nasıldı ve sizin tasarım ile düşünme yaklaşımınızı nasıl etkiledi?  Mesleki seçimlerimde ve karşılaştığım zorluklarda bana rehberlik eden büyük ustalar ve kişiliklerle tanışacak ve onlarla çalışacak kadar şanslıydım. Achille Castiglioni benim akıl hocamdı, bana her zaman kendi deyimiyle bir projenin “temel unsurunu” oluşturmayı öğretti.

Her projenin dayandığı ana unsur, hata yapsanız, belirli yönlerden ödün verseniz bile sizi her zaman yolunda tutmak için bir rehber niteliğindedir. Vico Magistretti kararlılığıyla bana derinden ilham verdi. Hataların, cesaretin, denemenin değerini ondan öğrendim. Sınırları ve planları kırma konusundaki sürekli arzum da ondan geliyor. Profesyonel kariyerime, o günlerde nadir bulunan, bana sıklıkla ilham veren, her düşündüğümü söyleme gücünü aldığım, cesur ve kararlı bir girişimci kadın olan Maddalena De Padova’da başladım. 
2- İspanyol’sunuz fakat İtalya’nın öncü markalarıyla yaptığınız önemli iş birliklerinden dolayı neredeyse bir İtalyan tasarımcı olarak tanınıyorsunuz. Tasarım sürecinde kültürlerin karşımı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ben her zaman bir bütün olarak tasarlamayı düşünüyorum. İşlerim oldukça uluslararası, İspanyol’um ama İtalya’da örneğin bir Brezilya markası için de çalışabiliyorum. Uzun süredir Milano’da yaşıyorum, İspanya’nın Atlantik yakasından, Oviedo’dan geliyorum. Bunun kişiliğimi çok etkilediğini düşünüyorum. 
3- Almanya’daki “Here We Are! Women in Design 1900–Today” sergisinde dünyanın önde gelen tasarımcılarından biri olarak yer aldınız. Sizce tasarım dünyasında kadınların konumu nasıl gelişti? 

 Tarihsel olarak tasarım ve mimarlık çok erkek meslekleridir. Bu son zamanlarda tabi ki çok değişti ama sektörümüzün yöneticileri ve işadamları hala erkek çoğunluğunda halbuki tasarım ve mimarlık okullarından mezun olan öğrencilerin çoğunluğu kadın. Sadece küçük bir yüzde sonra sahada çalışır. Benim de parçası olduğum jürilerde ya da konseylerde kadınlar hâlâ çoğunlukla bir azınlık. Bu işi yapmaya başladığımda tasarım dünyası daha da erkeksiydi. Gae Aulenti’nin kendisini bir kadın gibi hissettirmek değil, onun bir kadın olduğunu başkalarına unutturmak istediğini hatırlıyorum. Kariyerime bir kadınla başladığım için çok şanslıydım: Maddalena de Padova. Patrizia Moroso, benden önemli bir proje tasarlamamı isteyen ilk girişimciydi. Ve Maria Reig bana ilk otelimi tasarlama fırsatı verdi. Bunlara mutlu tesadüfler diyebiliriz. Her türlü uçurumun yalnızca cinsiyeti değil aynı zamanda, ırkı, sosyal ve sınıfı da aşmamız gereken bir dünya için inanıyorum ve çalışıyorum. Toplumlarımız sonunda toplumsal cinsiyet kavramını harmanlayacak şekilde gelişecektir. Bu alanda yapacağımız çok iş var. 
4- “Yeni teknolojilerden doğan şiirsellikle” ilgilendiğinizi söylediniz. Teknolojik değişiklikler tasarım sürecinizi nasıl etkiliyor?

 Zekamızın ve becerilerimizin çok farklı olmasından dolayı, robotları ve yapay zekayı insanların yerine geçecek şekilde değil de ek araçlar olarak tasarladığımızda onlardan en güçlü verimi alabiliriz. Teknolojinin gerçekten işe yaradığı yer, insanın yerini alacak bir yer değil, başarmaya çalıştığımız şeyin bir ortağı olmalıdır. Sanal gerçeklik ve Yapay Zeka hayat arkadaşımız olacak ve şimdiden tasarımı da etkiliyor. Mobilyayı ele alırsak, teknoloji merkezi bir rol oynayacak, biyomalzemeler üzerinde daha fazla araştırma yapacağız. Teknolojik ilerlemeler atık malzemeleri geri dönüştürmeyi mümkün kıldı, bunlar şimdi zanaatkarların elleriyle yararlı ve değerli bir şeylere dönüştürülecektir. Bu, atıklardan üretilen yeni bir güzellik fikridir. Yaklaşımımı her projeye en uygun malzemeyi, teknolojik olarak geliştirilmiş malzemeleri ustalıkla ya da endüstriyel işlemlerle geçmişten gelen bir malzeme üzerinde bulmak olarak tanımlamayı seviyorum. 
5- Sizin için bir tasarım parçasının anlamı nedir? 

 Neyin iyi neyin kötü olduğunu  ölçen parametreler o kadar hızlı değişiyor ki. İyi bir tasarımı akıllı bir araştırmaya ve şeffaf bir sürece bağlıyorum. İyi bir tasarım projesi geliştirme aşamasında riskler alır ve tanıdık alanlarla keşfedilmemiş bölgelerde kalanlar arasında beklenmedik bağlantıları yakalar. Ancak bu şekilde hem iyi bir tasarımı hemde zamansız bir tasarımı elde edebiliriz. Tasarımın dünyayı kurtarabileceğini düşünmüyorum ama bence iyi bir tasarımcı, değişimi yorumlayabilen duyarlı antenlerle toplumu dinleyen biri olmalı.  Çevremizi saran tüm yaşam araçları ve davranışlarıyla sadece bir derecelik  bile olsa bir gelişme sağlamak mümkün. Ve de bundan dolayı başkaları ve çevre üzerindeki olumlu etkileri de tabi. İyi bir tasarımcı çok şey gözlemler ve problemler ortaya çıkmadan önce olası çözümleri düşünür. Enzo Mari’nin dediği gibi: “Dışarıda gördüğünüz her şey güzel ve doğruysa ve bunu onaylarsanız, tasarlanacak hiçbir şey kalmaz. Sevmediğiniz bir şey varsa, bu onu değiştirmek için iyi bir neden”. 
6- Sürdürülebilirlik ve çevre dostu olmakla ilgili ne düşünüyorsunuz? Sizce gerçekten nasıl fark yaratabiliriz?

 Sürdürülebilirlik artık onsuz yapamayacağımız bir kavram haline gelmiştir. Bu bir seçenek değildir; bu artık bizim mantramızdır ve geri dönüşüm malzemeleriyle veya geri dönüştürülmüş malzemelerle sınırlandırılamaz.Tasarımda sürdürülebilirlik ve sorumluluk hakkında düşünmek, Tomás Maldonado’nun Milano Politeknik’teki dersleri ve kitapları sayesinde çok kısa sürede çalışma etiğimin bir parçası oldu. O bir öncüydü, sürdürülebilirlik sorusunu gündeme getiren ilk kişilerden biriydi. Bu doğrultuda çalışarak tasarımda uygulamamız gereken ana kavramın ileri dönüşüm olduğunu anladım. Bu da, çevre bilinci ve ürünlerin dayanıklılığı ile ilgilidir, ancak bunun  da ötesine geçer. Atıkların değerli bir kaynak olduğuna ve teknoloji ve/veya zanaatkarların çalışmalarıyla birlikte şaşırtıcı sonuçlara yol açabileceğine ve değerini artırabileceğine inanıyorum. Bir tasarımcının dayanıklılığa dikkat etmesi gerekir; Döngüsellik kavramını akılda tutarak materyalleri daha iyi dinlemeli ve yorumlamalıyız. Gerçekten de, sürdürülebilir bir tasarım süreci, yalnızca malzemelerin kaynaklarını, üretimini ve lojistiğini değil, aynı zamanda bir ürünün yaşam döngüsünün sonunda sökülme şeklini de dikkate almalıdır. İyi bir tasarımcı, bir ürünün nasıl yeniden kullanılabileceğini aklında tutar. Bir süre sonra sadece upcycled nesnelere sahip olacağımız fikrini seviyorum, tüm projelerde her zaman bu konuları tartışıyorum ve şu anda her şeye bir çözüm olduğunu düşünmesem bile, sürekli artan bir evrim ve çeşitlendirmeyi düşünerek çalışmamız gerekiyor. Tüm bileşenleri kullanarak daha döngüsel şekilde. Hammaddeleri tamamen yeniden düşünmek için doğaya bakıyoruz, otomatik üretim ve rejenerasyon yöntemlerinden öğreniyoruz. Bu alanda çok büyük bir potansiyel var ve çok sayıda markanın benimsediği bu yeni tasarım yönü çok teşvik edici. Tabii bu uzun bir süreç. 
7- Projelerinizde mekânları, nesneleri ve insanları nasıl birleştiriyorsunuz?

Çevremdeki toplumu gözlemlemeyi ve çağdaşlığın nereye gittiğini anlamaya çalışmayı seviyorum. Onu yorumlamaya çalışıyorum. Yeni bir projeye başladığımda markayı derinlemesine tanımayı, var olan ilişkileri daha iyi anlamayı seviyorum; marka, ürünler, onları kimin kullanacağı gibi… Her zaman tasarımı duygusal hafızayla birleştirmenin yollarını arıyorum; İnsanları kendi alanlarına bağlamayı seviyorum. Ayrıca, herhangi bir tasarımın son kullanıcıları ile ihtiyaçlarını ve duygularını öngören ve ele alan bir empati yaratmaya çalışıyorum. Bu yakınlık, çalışmamda ürün ile onu kullanan arasındaki sinerji açısından önemlidir. 
8- Bize biraz yeni ürün ve projelerinizden bahseder misiniz?

 Hem mimaride hem de tasarımda farklı birçok proje üzerinde çalışıyoruz.Otel olarak daha yeni Ca’ di Dio otelinin açılışını yaptık. Bu otel 5 yıldızlı VRetreats konaklama grubuna ait olup, Venedik şehrine özgün malzemeler, renklerinden ilham almaktadır. Ayrıca Yaz Four Seasons Milan, tüm ortak alanların yenilenmesiyle yeniden açılıyor. Bu proje için amacım, otelin tarihine saygı duyarak ve aynı anda Milano’nun kentsel bağlamı ile diyaloğa girerek mekanı yenilemekti. Bu yıl ayrıca Moroso markasına birçok yeni tasarım tanıttık; Pacific gibi. Bu önceden çıkan ve çok başarılı olmuş olan bir koleksiyonun evrimi. Pacific ile daha çok şekle odaklanıyorum, cömert, kavisli çizgileri yeniliyorum. 

Pacific, Urquiola’nın Moroso ile gerçekleştirdiği ikonik Redondo koleksiyonunun devamıdır. Kanepe ve koltuk, koruyucu ve rahatlatıcı bir kozaya sarılmış gibi hissettiren samimi bir oturma deneyimini temsil ediyor. Yuvarlak, büyük boy formları ile adını aldığı Amerikan Batı Kıyısının rahat atmosferini çağrıştırıyor. Özellikle Pacific kanepede sert kenarlar yasaklanırken, yumuşak şekiller “couture” detayların kullanımıyla güçlendirildi. Yumuşak, yünlü döşeme, sofistike buklet, peluş yün veya kadife seçenekleriyle olağanüstü dokunsal bir deneyim sunmak için seçildi. Yine Moroso için hazırlanan bir diğer ürün Ruff ise, kavisli ve düz çizgiler arasındaki uyumlu kombinasyon yaratır. Mekanla mimari bir etkileşim yaratan geometrik bir şaheserdir.

Hazırlayan: Sharon Doncourt

Write a comment
SCROLL UP