Jamie Hayon’un renkli dünyası!

Sharon Doncourt, farklı alanlarda yaratıcı işlere imza atarak ezberleri bozan, kuralları yıkan ve oyunu yeniden kuran Tasarımcı & Sanatçı Jamie Hayon ile tasarımları gibi zihin açıcı bir söyleşi gerçekleştirdi. 

Jaime Hayon, 2000 yılında kendi stüdyosunu kurarak mobilyadan, aksesuara, aydınlatmadan, iç mekan tasarımına kadar uzanan sayısız işe imza attı. Hayon, sanat, dekorasyon ve tasarım arasındaki sınırları daha da bulanıklaştıran yeni bir yetenek dalgasının ön saflarında yer alıyor.


Son 1,5 yılda çok şey yaşadık ve bu süreç her şeyi daha geniş bir perspektiften görmemizi de sağladı. Bu zaman içerisinde tasarım yaklaşımınız değişti mi? Bütünsel bir yaklaşıma eskisinden daha yakın hissediyor musunuz?
J.H. Gerçekten de zorluklarla dolu bir zaman dilimi geçirdik. Bu süreç  aynı zamanda düşünmek ve keşfetmek için bir fırsat da oluşturdu. Şahsen bu dönemde evdeki çalışma alanı ve ev mobilyalarının esnekliği hakkında çok düşündüm. Tasarım perspektifim her zaman anlamlı olana göre gelişip, ilerledi.  Buna ek olarak, duygusal bağlarımı da devreye sokup her zaman daha derine dalmaya çalışıyorum.

En başından beri multidisiplinersiniz.  Güzel sanatlar, mobilya tasarımı ve hatta markalaşma arasında gidip geliyorsunuz.  Günümüzde farklı unvanlara sahip olmak bir zorunluluk haline gelmiş gibiyken, bu yaklaşım hakkında ne düşünüyorsunuz? 

J.H.  Açıkası bunun hakkında pek düşünmüyorum. Benim için var olan tek disiplin var ve o da yaratıcılığı keşfetmektir. Yaratıcılığı bu şekilde inceleyip  kategorize etmiyorum, bence yaratıcılığın büyüsü herşeyi olabilme gücünden geliyor.

Teknolojinin hayatımızın vazgeçilmezi haline gelmesiyle, tasarım dünyasındaki inovasyon hakkında ne düşünüyorsunuz? 

J.H. Tasarımın ruhu yaratıcılık, inovasyon ve hayal gücüdür. Sanat benim için hayat anlamına geliyor ve işimin o kadar doğal ve organik bir yönünü oluşturuyor ki yaptığım her şeyde mevcut. Bana göre, teknoloji sonuç değil, sonuca giden yolda kullanılan bir araç.  Teknoloji  daha iyi kalitede üretmek için, daha hızlı süreçler oluşturmak için ve daha makul maliyetler elde etmeye için bir araçtır.

Mobilya, aksesuar hatta kıyafet gibi birbirinden farklı birçok ürün tasarlıyorsunuz.  Bu aynı zamanda farklı marka kimlikleriyle çalışmak anlamına geliyor. Tarz olarak da farklı olan markalarla çalışırken kendi imza tarzınızı korumak için dengeyi nasıl buluyorsunuz?

J.H. Yaratıcı dilin farklı kişiliklerle karıştırılmasından ortaya çıkan zorluğunu keşfetmeye bayılıyorum. Bu kimi zaman kontrast oluşturan markalar da olabilir benzer tarzda olanlar da. Başlangıç noktası her zaman sinerji, ortak hedef ise keşfetmektir. Benimle bu yolu almak isteyen ortakları bulduğumda onlarla bu sürece girmeye heveslenirim. Çalıştığım markalarla iş ilişkileri saygılı şekilde kurulup, herkesin ise masaya neler getirebileceklerinin bilincinde olduğunda, sonuç daima daha zengin, geniş spektrumlu ve taze olur.

2021 ‘in geri kalanı için gelecek planlarınız veya iş birlikleriniz nelerdir? 
J.H. Takım olarak Londra, Lizbon, Seoul ve Bangkok’taki iç mekan projelerimiz üstüne çalışıyoruz. Mobilya tasarımları olarak ise hali hazırda partnerimiz olan; &Tradition, BD Barcelona, Bosa, Fritz Hansen ve Lladro markalarına yaptığımız bazı koleksiyonların uzantısı olan yeni ürünler gelecek.

Sürdürülebilirlik ile ilgili düşünceleriniz nedir ve tasarımlarınızda buna yaklaşımınız nasıl?

J.H Benim için sürdürülebilirlik, kalite ve işçilik ile geleneklere özen göstermektir. Tasarımın ardındaki insani yönü çok önemli, buna ek doğa malzemeleri kullanmak sürdürülebilirliği çok anlamlı kılan kavramlar. Birçok el işleriyle ile ilgilendim ve çalıştığım şirketlerin birçoğu geleneklerini korumalarına rağmen, bu gelenekleri  yeni yerlere taşımaya hep açık oldu, bu benim için çok önemli. Sürdürülebilirliğin ana değeri bu tür saygı ve duyarlılıktan geçiyor.

Tasarımın ‘hikaye anlatımı’ kısmına meraklı olduğunuzu biliyorum. Sizce iyi bir hikaye nasıl anlatılır? Bu yaklaşımı tasarım sürecine nasıl entegre ediyorsunuz?

J.H. İyi bir hikaye büyük bir hayalin başlangıcıdır. Hayalimle bağlantı kurup bir diyalog başlatabilen herşey bu hikayenin parçası olabilir. Ben bunu planlamıyorum, hayatımda olanlardan yola çıkarım; çoğu zaman hikayelerime, seyahat etmek, bir kitap veya yeni öğrendiğim bilgiler ilham olur, bunlar genelde tasarımın dışındaki konulardan oluşur. Hikayeler ve temalar, zihnimin çalışma şeklini oluşturmakla kalmaz, yeni bir konsept düşünmek için yeni bir zemin sağlar.

İç mekan tasarımlarınız tarzınızı çok yansıtıyor. Fritz Hansen showroom’u, Hyundai Moka Garden ve Pompidou Müzesi’nin kafesi gibi mekanların iç tasarımı size ait. İç mekan tasarımını mobilya tasarımını göre nasıl ayrıştırıyorsunuz?

J.H. Mekanları, tiyatro sahnesine benzetirim, gerek şekil, ışık ve ortam  benzerlikleri fazlaca . Mekanların insanların duyguları ve modlarının üstündeki etkisi beni çok etkiliyor ve bu iç mekan tasarlarken çok dikkate aldığım bir unsurdur. Mekanın sunduğu konfor ve zerafet benim için çok önemli olsa da, bulunduğum ortamın belli bir şaşırtma yeteneğinin ve büyüsünün olmasına da dikkat ederim. Mekanla mobilya tasarım süreçleri farklı olsa da, iki süreç de belli bir hikayeye veya temaya bağlıdır. 

İstanbul’u daha önce ziyaret etme şansınız oldu mu? &Tradition markasının partneri olan diseno markasıyla çalışıyorum ve  Palette gibi birçok koleksiyon ürününüzün çok beğenilip satın  alındığını gözlemliyorum.  Bizi ziyaret etmeyi düşünür müsünüz?.
J.H. İstanbul’da bir defa bulundum ama maalesef çok kısa bir ziyaret olmak zorunda kalmıştı. Kesinlikle büyülü bir yer ve keşfetmeyi çok isterim.

Hazırlayan: Sharon Doncourt

Write a comment
SCROLL UP
EUREuro