Pandemi çağında yeni anlam arayışı

Ünlü tasarımcı Tom Dixon ile salgın sürecinde nasıl daha anlamlı ve sürdürülebilir tasarım yapılabileceğinden ve ekolojik bilinçle şekillenen bu anlayışı yaşamımıza entegre etmenin yollarından bahsettik.

Global sahnenin parlak yıldızı İngiliz tasarımcı Tom Dixon, kendi adını taşıyan markası ile aydınlatma, mobilya ve aksesuar konusunda bir güç merkezi oluşturdu adeta.

Bugün Londra’dan Hong Kong’a, dünyanın birçok önemli şehrinde tasarımlarıyla isminden söz ettiriyor. Markanın tasarımcının İngiliz kökenlerinden esinlenen bir estetiğe sahip olan ürünleri, malzeme ve tekniklerin öncü kullanımıyla uluslararası alanda  takdir ediliyor. Dixon, geri dönüştürülmüş malzemelerin ve endüstriyel atıkların dekoratif ve yapısal potansiyelini araştırıp zamanı yeniden tanımlayan tasarımlar yaratıyor.

Tom Dixon ile Günümüz pandemi şartlarının getirdiği birçok kavramsal değişimi ele alarak, anlamlı tasarım üretmek ve tüketmek üzere konuştuk.

Sizin için ‘Anlamlı Tasarım’ nedir?  Yaratma sürecinde uzun ömürlü tasarımın öneminden bahsediyorsunuz.  Deneyimlediğimiz aşırı tüketim çağında size göre neyin anlamlı olduğunu öğrenmek isterim?

T.D: Sanırım slow food gibi daha uzun sürede tüketilen bir alan seçmiş olduğum için şanslıyım. Mimarlık, iç mimarlık ve tasarım dünyasında tüketim hızı aslında birçok başka alana göre daha ağır akıyor. Medya, markalar ve tasarımcılar ne kadar o heyecanın peşinde koşsa da, gerçekte kaliteli bir mobilyanın ömrü uzundur. İyi bir masa 20-30 sene boyunca rahatlıkla kullanılabilmelidir. Eğer bir tasarımcı olarak işimi düzgün yaparsam, tasarımladıklarımın ikinci, üçüncü ve dördüncü döngüleri olur, daha sonra vintage hale gelip en sonunda da  antika olabilir. Dolayısıyla amacım benzersizliği taze bir yaklaşımla ele alıp, geri dönüştürülebilir hale getirmekten, zamansızlığı yakalayıp, yıllar içinde hala satılabilir veya çocuklarınıza verilebilecek durumda olan ürünler yaratmaktan yana. Eğer zamanın ötesinde tasarımlarınıza gerekli kaliteyi verirseniz; yani tasarım, üretim ve malzemeyi doğru kullanırsanız; işte o zaman anlamlı tasarıma ulaşmış olursunuz ve yarattığınızın tüketim hızı ambalajlı veya hızlı moda ürünlerine göre daha çok daha uzun ömürlü olur.

Ev tasarımında sürdürülebilir bir dünya elde edebileceğimize inanıyormusunuz?  Seri üretimle beraber evlerimiz ihtiyacımızdan fazlasıyla dolmuş durumda. Sizce evlerimizde sürdürülebilir bir yaklaşımı başarmak mümkün mü?

T.D: Evet, bunun mümkün, istenilir ve ulaşılır olduğuna inanıyorum. Uzun zamandır evlerimizin içini sentetik malzemelerle, doğru üretilmemiş eşyalarla doldurduk. İnsanlar artık daha doğal, güçlü ve etik malzeme yaklaşımına yöneliyorlar. Dolayısıyla bu yaklaşımı evlerimize entegre etmenin mümkün olduğuna inanıyorum. Asıl havalandırma ve ısıtma gibi konularda daha dikkatli olmamız gerektiğine inanıyorum. Mimarlıkta birçok masif malzemeyi kullanma şansımız olmasına rağmen, önemli olan kullanılan ürüne veya projeye uygunluğu. İç mekanlarda dönüştürülebilir tavrı sahiplenmek çok daha basit. 

Söylediklerinize kesinlikle katılıyorum, özellikle havalandırma ve aydınlatma konuları çok daha önemli hale geldi.

T.D: Son 10 yılda olan çok şaşırtıcı şeylerden biri, LED aydınlatmaya geçilmiş olması; bu geçiş elektrik tüketiminin yaklaşık %85’ye yakın oranda düşmesini sağladı. Bu aslında sorunuza güzel  bir örneklendirme oldu; bilim, mühendislik ve tasarım üçlemesiyle insanların hatta  hükümetlerin ve yönetmeliklerinin kucak açtığı özel çözümler üretmek mümkün. LED aydınlatmanın ilk çıktığı zamanlarda, normal aydınlatmaya göre çok daha pahalı olduğu zamanları hatırlarsınız, şimdi ise bu standardın parçası haline geldi. Aydınlatma alanındaki yenilikler bilimin değişme hızına paralel şekilde ilerliyor olması bence muhteşem, bilim değiştikçe aydınlatma tasarımında heyecan verici yenilikler görmeye devam ediyoruz.

Türkçede “Eve iş getirmemek” diye bir deyim vardır.

Günümüzde çoğumuz evde çalışıyoruz; pandemi ile beraber ev tanımı değişti ve genişledi. Sizce, marka ve tasarım estetiği açısından bu değişikliğe hazır mıyız? Özellikle işlevselliğin estetiğe oranla daha öne çıktığı bu zamanlarda.

T.D: Bunun basit bir cevabı olduğunu düşünmüyorum. Bu soruya cevap insandan insana değişkenlik gösteriyor. Örneğin; maddi gücü yüksek olan birisi ile olmayan arasında çok büyük fark var. Pandemi İle beraber hızlanan iki durum; Evde çalışma konsepti önceden duyduğumuz ama birçok insanın pandemiye kadar direnç gösterdiği bir çalışma şekliydi fakat mecburiyetle beraber insanlar bunu benimsemek zorunda kaldı. Ayrıca  bu durum, evlerine birçok fonksiyon barındırabilecek yeri ve durumu olanlar ile olmayanlar arasında büyük bir uçurum oluşturdu. Buna istinaden ortak paylaşımlı alanların artmaya devam edeceğine inanıyorum. Bir başka ilginç gözlem ise, en azından İngiltere’de görülen; küçük kentlerin ve kasabaların büyük ölçüde canlanmış olması. İnsanların yaşadıkları yerde çalışmasından kaynaklı büyük şehirlerin etrafları tekrardan canlanma yakalamış durumda. Bunun çok olumlu bir gelişme olduğuna inanıyorum çünkü metropoller etraflarındaki yerleşim alanlarının tüm enerjisini almıştı. Türkiye’de bu durum var mı bilmiyorum ama burada büyük şehirler kasabaları öldürmüş durumdaydı. Dolayısıyla olayın sadece evlerimizde ne yaptığımızla ilgili olmaktan ziyade, eve yakın olan şeyleri nasıl yönettiğimizdir. Bazı davranış değişikliklerinin ise kalıcı olacağını düşünüyorum. Bu durum zamanla  şehir merkezlerinin, gençleri tekrar yaratıcı kılabilmesi için yardımcı olabilir. Örneğin Londra artık gençlerin şirket veya stüdyolarını kurabilmesinin imkansız hale getirmiş bir pahalılaşma yaşıyordu, belki zamanla ev ile iş arasında farklı bir dengelenmeye şahit olabiliriz. Bu özellikle perakende ve coworking gibi alanlara hızlıca sıçrayacaktır. Hayatlarımızın evimizin üzerindeki baskısını gözlemlemek çok ilginç oldu. Bence en felaketi ekran önünde geçirilen zaman. Çocuklara baktığınızda tüm gün ekran başında ders yaptıktan sonra, yine ekran önünde vakit geçirmeyi tercih ediyorlar. Bunun gerçekten sağlıksız olduğunu düşünüyorum.

“Bir şehirde 24 saat” adında bir projeniz var; şahsen o videolarınızı çok beğeniyorum. Bu projede ürünlerinizi ve işlevlerini şehirlerle birleştiriyorsunuz.

Sonuncusu  Stockholm’de gerçekleşti fakat pandemiden dolayı dijital halde yapıldı, bu şekilde yapılması sizi nasıl hissettirdi?  Ve pandemi sonrasında şehirlerimizle tasarımların ilişkisinde ne gibi değişikler öngörüyorsunuz? Sizin şehre bakış açınız covid-19 sonrası değişti mi acaba?

T.D: Toplum ve insanların davranışlarındaki herhangi bir değişim, insanı daha farklı bir şekilde yaratıcı olmaya itiyor. Bir taraftan seyahat edememek kabus gibi olsa da diğer taraftan durup uzaktan etrafımızdaki olanları alışılagelmişin dışında bambaşka bir perspektiften incelememize olanak sağladı. Bazı yenilikleri koruyacağımıza inanıyorum özellikle iletişim anlamında, seyahat etme kısıtlaması bizi daha küçük insan gruplarıyla sohbet etmeye ve farklı bir iletişim kurmamızı da sağladı. Son yaptığımız “24 hours in Stockholm” karşılıklı sohbetleri hologram teknolojisiyle yapmak da bizi daha bilim kurguya yaklaştırdı.

Tabiki ne olursa olsun, bunların büyük fuarların ve özel anların yerini tutması beklenemez. Sadece NEW York’da veya İstanbul şehirlerine ait özel tanışmaları ve sohbetleri çok özledim. Sanal dünyada insanlara bir nesnenin kokusunu, bir sandalyenin rahatlığını veya bir aydınlatmanın parlaklığını gerçekten gösterebilme fırsatı gerçek dünyadakiyle hiç de aynı olmuyor, sizcede öyle değilmi?

Bence insanların gitmek isteyeceği yerlerde değişiklikler göreceğiz; sadece Milano’da Salone del Mobile’yi yapmayı değil , ilk ve yeni olan fuarları yapmayı iple çekiyorum. Georgia veya Tbilisi gibi ilk fuarların düzenlendiği yerlerdeki enerji ve farklı fikirlerin değiş tokuşu kadar büyülü birşey yok. Insanlar yakında seyahat edemedikleri zamanı unutup eski düzene dönseler bile bence bir takım değişimlerden geçtik ve bunun doğuracağı yeni fırsatlara da tanıklık edeceğiz.

“24 SAAT” serisi için planlanmış diğer şehirler hangileri?

T.D: Nisan ayında Milano, Haziran’da Chicago, Eylül’de Londra serilerini gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Normalde bu zaman akışını yaratırken büyük fuarları ele alarak kurguyu sağladık, o dönemlerde zaten yeni ürün lansmanları yaptığımız için bu projeyi de aynı zamanlarda çıkartmak daha mantıklı hale geliyor.

Bu senenin geri kalanındaki yeni ürünler ve projelere yaklaşımınız ne olacak?

T.D: Konuşmamızda da ele aldığımız şekilde sürdürülebilirlik konusuna önem göstermeye devam edeceğiz. Buna çok iyi örnek; Cork koleksiyonumuz, bu masa tasarımları mantardan Portekiz’de üretiliyor. Bu koleksiyonu en ilginç kılan detaylardan biri, mantar malzemesinin Karbon pozitif olması. Buna ek akustik bakımından çok faydalı, ses emiciliği çok yüksek, bugünün modern beton alanları için tam biçilmiş kaftan. En ilginç yanı ise harika kokması, başlı başına büyülü bir malzeme. Bir başka dikkat çeken ürün ise Mass masa koleksiyonumuz. Fiyatları yüksek ürünler olmasına rağmen sonsuza dek kullanılabilirler. Pirinç masaları farklı ölçülerde sipariş üzerine lokal olarak üretiyor, böylece boşa üretimi engelliyoruz.

Sonuncu sorum ise İstanbul’a gelmek ister misiniz? Ayrıca istanbul’da 24 saat’i beraber yapmaya ne dersiniz?

T.D: Evet, kesinlikle! Bu aynı zamanda bizi İstanbul’da temsil eden diseňo mağazasını desteklemek için de harika bir ek sebep olur. İstanbul’un birçok farklı perspektiften inanılmaz derece ilginç bir şehir olduğunu düşünüyorum, ayrıca Türk yemeklerine bayılıyorum. Buna ek İstanbul’un kökleriyle bilinmeyen çok şey var. Dolayısıyla gelmeyi çok isterim. Zamanlamayı organize etmemiz gerekiyor.

 

Hazırlayan SHARON DONCOURT

SCROLL UP
EUREuro